Giriş
Büyük İskender’den sonra Kadifekale’nin (Pagos) denize bakan batı yönlü yamaçlarında yeniden kurulan Smyrna’nın Helenistik ve Roma Dönemleri’ni temsil eden kent dokusuna dair izlere bugün İzmir kent merkezindeki modern yapılaşmalar nedeniyle ancak birkaç noktada ulaşılabilmektedir. Agora’da yer alan Bazilika, Batı Portiko ve Faustina Kapısı’nın yanı sıra, agora ile ilişkili yapılardan Mozaikli Salon, Smyrna Kent Meclisi (Bouleuterion), Agora Roma Hamamı ve Gymnasiumu, Kemeraltı Roma Hamamı, konut izlerine ve kentin doğuya doğru uzanan şehir dışı yol kalıntısına sahip Altınpark, Cicipark’daki Roma Caddesi, Kadifekale yamacında yer alan Smyrna Tiyatrosu, Yeşildere üzerindeki Kızılçullu Sukemeri ile Roma Dönemi Kemer (Kervan) Köprüsü ve Kadifekale’de Helenistik Dönem’den Osmanlı Dönemi’ne kadar izler taşıyan surlar, arkeolojik kazılara ve araştırmalara konu olmuş antik yapı ve alanlardır.
Kadifekale ile Kemeraltı arasındaki yamaç ve düzlüklerde kurulan Smyrna antik kentinde son yıllarda gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda keşfedilen anıtsal yapılardan biri de Smyrna Tiyatrosu’dur. Kentin kuruluş aşamasında yerleşimi çevreleyecek surların hatları, sokak ve caddelerin yönelimleri, şehir kapılarının bulunacağı noktalar ve kentin limanının konumu dönemin şehir plancıları tarafından tasarlanmış olmalıdır. Planlama ve uygulama aşamasında anıtsal yapılar, agoralar, konut alanları ve diğer kentsel ögeler yerleştirilirken tiyatronun konumu da düzenli şehir planına bağlı olarak belirlenmiş görünmektedir.
Tiyatro, Smyrna Agorası ile Kadifekale (Smyrna’nın Akropolü) arasında kalan yamaçta ve kentin düzenli planına uygun eksende inşa edilmiştir (Resim 1). Bulunduğu nokta itibarıyla şehre ve İzmir Körfezi’ne hâkim konumdadır. Dönemin plancıları tarafından tiyatronun bulunduğu yerin hâkim bir nokta olması nedeniyle seçilmiş olması kadar yer seçimindeki asıl kriterin İzmir’in jeolojik yapısından kaynaklanan Kadifekale yamaçlarındaki toprak kaymalarından kaçınmak olduğu da anlaşılmaktadır. Kadifekale’nin kuzey yamacında antik kentin düzenli planına uygun şekilde inşa edilebilecek, zemini güçlü olan tek andezit kayalık en azından bugün yüzeyden göründüğü kadarıyla bu nokta olduğundan, yer seçimi de buna göre yapılmış görünmektedir (Resim 2).
Bu çalışmada, antik kaynaklar ve yazıtlar yoluyla Smyrna Tiyatrosu üzerine edinilen bilgilerden ve seyyahların yapıyla ilgili gözlemlerinden söz edilmiş, ardından günümüze dek tiyatronun sahne binası ve cavea bölümlerinde yürütülen kazı ve belgeleme çalışmaları sonucunda elde edilen güncel veriler değerlendirilmiştir.
Antik Kaynaklarda ve Yazıtlarda Smyrna Tiyatrosu
Smyrna Tiyatrosu’na ilişkin ilk somut bilgilere Vitruvius’un De Architectura adlı eserinde ulaşılmaktadır. Vitruvius, Smyrna Tiyatrosu’nun skene (sahne binası) binasının hemen karşısında/ yakınında Venüs/Aphrodite Stratonikis Tapınağı’nın bir portikosunun veya Stratonikeion adı verilen bağımsız bir portikonun bulunduğunu not etmektedir. Vitruvius, ayrıca portikonun tiyatroya yakın bulunmasını överek bu proje nedeniyle Smyrna’yı iyi mimarlara sahip kentlerden biri olarak diğer kentlere örnek olarak gösterir[1] . Suriye Kralı Antiokhos II’nin annesi Stratonike’yi Tanrıça Aphrodite ile eşleştiren Aphrodite Stratonikis tapınımının Helenistik ve Roma Dönemleri boyunca Smyrna’da saygı gördüğü bilinmektedir.
Smyrna Tiyatrosu’nun sahne binasının yakınında/karşısında olan Stratonikeion adıyla bir tapınak veya portikonun varlığına ilişkin bugün için arkeolojik izlerden yoksun bulunmaktayız. Aphrodite Stratonikis tapınımının varlığının MÖ 3. yüzyılın ortalarını işaret etmesi, tiyatro için düşünülen yerin de etkinliklere bu tarihten itibaren ev sahipliği yaptığını düşündürmektedir. Ancak tiyatronun hangi boyutlarda inşa edilmiş olduğunu, basit bir sahne binası ile ahşap oturma yerlerinden oluşan bir kamu yapısından ibaret olup olmadığını söylemek bugün için zordur. Mimari izler ve arkeolojik objeler ise taştan yapılmış tiyatronun inşası için Pergamon Krallığı zamanını, en erken MÖ 2. yüzyılın başı veya ortalarını işaret etmektedir.
Smyrna Tiyatrosu’nun bu tarihlerde inşa edildiğine ilişkin olarak bir anekdot dikkat çekicidir. Afrika fatihi olarak bilinen Romalı General ve Senatör Q. Caecilius Metellus Numidicus Roma Senatosu’nun tarım politikalarına ilişkin aldığı karara karşı çıkması üzerine, MÖ 100 yılında senatörlüğü düşürülerek Rhodos’a sürgüne gönderilmişti. Senatör ertesi yıl geri çağrıldığında Smyrna Tiyatrosu’nda temsil izlerken haberciler onu bulmuş ve temsil bitinceye kadar affedildiğine ilişkin mektubu açmamıştı[2] . Eğer bu bilgi doğruysa MÖ 100 civarında Smyrna Tiyatrosu etkinliklere açıktı ve en geç bu tarihte bize tiyatronun taş bir yapı haline dönüştüğünü işaret etmekteydi. Bu tarihte tiyatro iki katlı sahne binası, tek/çift kademeli oturma bölümü ile oldukça basit bir forma sahip olmalıdır.
Smyrna’yı MÖ 1. yüzyılın sonunda ilk tanımlayanlardan biri olan Strabon kenti “…bir parçası tepededir ve surla çevrilidir, fakat büyük kısmı ovada limanın, Metroon’un ve Gymnasion’un yakınındadır.” şeklinde tanımlarken tiyatrodan bahsetmemektedir[3] . MÖ 29 yılında Roma coğrafyasında Cumhuriyet yönetiminin yerine İmparatorluk yönetim sisteminin başlaması ile birlikte hemen tüm kentlerde inşa faaliyetleri artarken, bu sırada Smyrna Tiyatrosu’na müdahale edilip edilmediğini veya ne kadar edildiğini bugün için tanımlamak güçtür. Buna karşın İmparator Claudius (MS 41-54) zamanındaki bir deprem sonrasında tiyatronun onarım geçirdiği bilinmektedir[4] .
Son kazı ve araştırmalar göstermiştir ki, tiyatronun ilk inşasından sonraki en büyük inşai faaliyet İmparator Traianus (MS 98-117) ve Hadrianus (MS 117-138) zamanında gerçekleşmiştir. Nitekim bu tarihlerde proskene (sahne önü) arkasında iki kat halinde sahne binası yükselmişti. Ele geçen mimari ve plastik eserlerden sahne cephesinde biri teatral masklardan[5] , diğeri ise insan boyutunda Dionizyak figürler içeren kabartmalı bir frizin olduğu, korinth başlıklı sütunlarla vurgulanan ve içlerinde kolosal heykellerin bulunduğu aedicula ve nişler ile zenginleştirilmiş bir tasarıma sahip olduğu anlaşılmaktadır (Resim 3). Buluntular arasında yer alan insan ölçeğinde bir Satyros kabartması ve bir Satyros başı, MS 2. yüzyılın ortalarında tiyatronun zengin ve görkemli cephe düzeni (scanae frons) görüntüsü hakkında fikir edinilmesini sağlamaktadır (Resim 4).
Sahne binası kazıları epigrafik bulgular bakımından da giderek artan sayıları ile tiyatro hakkında çeşitli bilgiler edinmemize imkân vermektedir (Resim 5). Sahne Binası’nın birinci kat seviyesindeki dış cephe duvarı üzerinde bulunan ve MÖ 123 yılından hemen sonraya tarihlenen bir yazıttan, Smyrna’daki imparatorluk tapınaklarının başrahibi olan Marcus Claudius Proklos’un Kaleonterion Suyu’nu tanrılar ve imparatorlar için tiyatrodaki bir çeşmeye ulaştırdığı öğrenilmektedir[6] . Arkeolojik olarak henüz ispatlanmış olmasa da bu çeşmenin tiyatronun hemen bitişiğinde veya çok yakınında olduğu değerlendirilmektedir. Yazıtta G(K) aleonterion olarak adlandırılan suyun kuşkusuz kentin sikkelerinde bir tanrı olarak kişileştirilmiş nehir tanrısı Kaleon, Yeşildere ile bağlantısı olmalıdır. Tiyatronun yanında veya yakınındaki bir çeşmenin varlığına işaret eden bu yazıt Smyrna Tiyatrosu’nun bulunduğu mevkide yukarıda da işaret edildiği gibi Aphrodite Stratonikis Tapınağı veya portikosu’nun yanı sıra bir nymphaion’un da bulunduğuna işaret etmektedir.
Sahne binası mekânları içerisinde de yazıtlar tespit edilmiştir. Bunlardan 6 no.lu Mekân’da “Bassos’un teçhizatları ve Selanikli Gençler” yazan bir yazıt, bu sanatçıların duvara isimlerini yazacak kadar uzun süre Smyrna Tiyatrosu’nda gösteriler yaptıklarını düşündürmektedir[7] . 4 no.lu Mekân’da ise kesme taşların derzlerine yazılmış birkaç sözcüğün de yine sanatçılara ait olduğu değerlendirilmiştir[8] . Bir başka yazıt ise proskene kazılarında ele geçen ve resmi bir görevi olduğu anlaşılan, “…kentin babası ve ileri gelen” olarak tanımlanan Eustokhios adlı kişiyi onurlandıran, MS 4. yüzyıla ait iki parçalı fakat eksik yazıttır (Resim 6)[9] . 19. yüzyılda seyyahlar tarafından tespit edilen bazı yazıtlar da tiyatro ile ilgilidir. Bunlardan MS 210 yılına tarihlenen bir yazıttan tiyatrodaki 4 sıra oturma sırasının Prokonsül’ün onayı ve Kent Meclisi’nin önerisi ile Asklepios’a bağlı hamallar için ayrıldığı öğrenilmektedir[10]. Seyyahların tespit ettiği oturma basamağındaki bir başka yazıtta ise Iulius adlı bir kişiye yer ayrılmıştı[11].
Smyrna Tiyatrosu Roma Dönemi’nde pek çok pagan etkinliğe de ev sahipliği yapmıştı. Bunlardan birinde; Antoninus Pius (MS 138-161) zamanında kentte yaşanan bir kuraklık zamanında, Magistrat’lar (Yüksek rütbeli bürokratlar) Smyrna Tiyatrosu’nda Halk Meclisi toplantısı düzenlediklerinde, bu tarihte Smyrna’daki Hristiyan topluluğunun lideri ve kentteki ilk din şehidi olan Aziz Polykarpos’tan kendi tanrısına (Hz. İsa’ya) dua etmelerini istemişlerdi. Kendisi, bu kıtlık dönemi Tanrı’nın takdiri ise sona erdirilmesinin mümkün olmayacağını söylemiş, ancak yine de dindaşları ile birlikte dua etmeyi kabul etmiş, topluca dua edilmesinin ardından yağmur yağmıştı[12].
İmparator Marcus Aurelius (MS 161-180) zamanında İzmir’de MS 177/178 yılında yaşanan büyük depremden sonra yapılan onarım ve güçlendirmelerle tiyatronun son şeklini almış olduğu kabul görmektedir[13]. Son yıllarda yapılan proskene kazıları sırasında ele geçen İmparator Septimius Severus’u (MS 193-211) ve Caracalla’yı (MS 211-217) onurlandırdığı anlaşılan iki farklı korniş bloğu üzerindeki yazıtların[14] ise imparator ve oğlunun Augustus ve Caesar ünvanlarını almaları ile ilişkili olduğu değerlendirilmektedir.
Smyrna Tiyatrosu’na İlişkin İlk Bilgiler ve Araştırmalar
Smyrna Tiyatrosu’nun varlığı ve tanımına ilişkin ilk bilgiler 17. yüzyıldan itibaren İzmir’e gelen seyyah ve araştırmacıların notlarına dayanmaktadır[15]. Tiyatro kompleksi ile ilgili en erken notlardan biri Jean Baptiste Tavernier’e aittir. Tavernier’e göre Smyrna’da bulunan tiyatro yarım daire biçiminde yapılmış ve deniz tarafı açık bırakılmıştı[16]. 17. yüzyılda tiyatroyu görenlerden Moncony’e göre ise, tiyatro 314 adımlık bir yarım daire şeklindeydi ve yirmi dört sıra basamağa sahipti[17]. 18. yüzyılın başında İzmir’e gelen Tournefort, tiyatronun bütün taşlarının sökülerek bedesten ve kervansaray yapımında kullanıldığından söz etmektedir[18]. Bir başka seyyah Otto Friedrichs von Richter, 19. yüzyılın başında tiyatro üzerine yaptığı kısa yorumda bir kemerin ve yüksek bir duvarın varlığından söz etmektedir[19]. 1817’de Smyrna’yı gözlemleme şansı bulan Kont Louis Auguste Forbin ise tiyatro sahne binasının o tarihte hâlâ görülebildiğini belirtir[20]. 1833 yılında İzmir’e gelen ve tiyatroyu gözlemleyen Francis Vyvyan Jago Arundell, yapıyı Anadolu’nun en büyük tiyatrolarından biri olarak tanımlarken, taşların sökülerek çeşitli Osmanlı Dönemi yapılarında kullanılmış olduğundan söz eder[21]. Charles Texier 1836 yılında merdivenleri ve salonları tutan iki kısmın görkemli yapıdan geriye kalan son unsurlar olduğunu dile getirir[22]. 19. yüzyılın ikinci yarısında gözlemlerini aktaran Sir Charles Wilson’a göre proskene ve orkestra alanının üzerine binalar inşa edilmiş ve cavea’dan geriye doğal bir oyuktan başka bir şey kalmamıştı[23].
Ancak hepsinin ötesinde Smyrna Tiyatrosu ile ilgili olarak en detaylı gözlem ve notlar 1912- 1913 yılları arasında tiyatroda çalışma imkânı bulmuş olan Otto Berg ve Otto Walter’a aittir[24]. Araştırmacılar tarafından hazırlanan ve 1932’de Asar-ı Atika Muhipleri Cemiyeti tarafından Türkçeye çevrilerek “İzmir’de Roma Tiyatrosu” adıyla yayınlanan rapor, son yıllarda yapılan çalışmalar dışında tiyatro hakkındaki bilgilerin temelini oluşturur. Berg ve Walter’in çalışmalarına göre birçok ayrıntı dışında Smyrna Tiyatrosu üç katlı sahne binasına sahipti ve yarım daire şeklindeki orkestrasının üzerinde 30 m yüksekliğe ulaşan, iki diazoma ile bölünmüş, üç kademeli ve 152 m çapında bir cavea’dan ibaretti. Nitekim Frank Sear, Hans Peter Isler ve Magdalena Gybas gibi araştırmacıların Roma tiyatrolarını bir araya getirdiği kataloglardaki Smyrna Tiyatrosu’na ilişkin bilgiler, Otto Berg ve Otto Walter’ın raporlarındaki bu verilere dayanmaktadır. Söz konusu yayınlarda da bahsedildiği üzere Smyrna Tiyatrosu’nun 16.000 ila 20.350 aralığında öngörülen bir izleyici kapasitesine sahip olduğu anlaşılmakta, bu rakamlar Ephesos Tiyatrosu’na yakın bir tiyatro büyüklüğüne işaret etmektedir[25]. Roma Dönemi’nde düzenlenen Asia Birliği festivali ve Asia oyunları gibi etkinlikler, Smyrna Tiyatrosu’nun izleyici kapasitesi ve boyutlarının belirlenmesinde etkili olmuştur [26].
2014 yılına kadar süren kamulaştırma çalışmaları ile birlikte tiyatronun bulunduğu alandaki gecekondu yerleşimine ait konutlar yıkılmıştır. Bu çalışmaların ardından tiyatronun topografik eğrisi ile arkeolojik kazı çalışmalarına gerek kalmaksızın yıkılan konutların arasından sahne binası zemin artı birinci kat seviyesinde ortaya çıkmıştır. 2016 yılından itibaren özellikle sahne binasında ve cavea’da yürütülen arkeolojik kazılar sonrasında Smyrna Tiyatrosu’na ve yapının kullanım geçmişine ilişkin bilgilere de ulaşılmaya başlanmıştır (Resim 7)[27].
Sahne Binası’nda Yürütülen Çalışmalar
Son yıllarda sahne binasında sürdürülen kazılar 1. kat seviyesi ile proskene üzerinde gerçekleştirilmiştir. Smyrna Tiyatrosu’nun sahne binasının uzunluğu yaklaşık 56,63 m, sahne derinliği ise yaklaşık 12,59 m olarak ölçülmüştür[28]. Sahne binası zemin katına kuzey cepheden biri ortada kemerli, diğerleri lento ile inşa edilmiş olan beş kapı ile girilmektedir. Yapılan kazı çalışmaları neticesinde, biri merkezde olmak üzere scaenae frons üzerinde yer alan beş kapı ile proskene’ye geçildiği anlaşılmıştır. Smyrna Tiyatrosu’nda görülen beş kapı ile proskene’ye açılan scaenae frons düzenlemesi, Anadolu tipi scaenae frons grubuna ait özellikler ile örtüşmektedir[29]. İzleyiciler için sahne binasının iki tarafında Roma Dönemi’nde inşa edilen paraskenion’lar üzerinden hareket eden yan girişler bulunmaktadır. Yan girişlerden doğudakinde ima cavea’ya çıkan bir de merdiven tespit edilmiştir. Bu merdivenlerin batıda da bir karşılığının olduğunu bazı izler gösterse de daha kesin bulgulara kazıların devamında ulaşılabilecektir.
Sahne binasının, 1. kat seviyesinde, bir sıra halinde yedi oda ve bunların açıldığı 3,60 m genişliğindeki bir koridordan (ambulacrum) oluştuğu görülmüştür. Son yıllarda yürütülen kazı çalışmaları neticesinde kulis olarak kullanılan bu odalardan batı sonda yer alan, 5,35 x 2.60 m boyutlarındaki 7 no.lu Mekân’ın bir latrina olarak işlevlendirildiği tespit edilmiştir (Resim 8). Latrina’nın İmparator Hadrianus (MS 117-138) zamanında sahne binasında yapılan strüktürel müdahaleler ile heykel programının uygulanması aşamasında tesis edilmiş olabileceği değerlendirilmektedir. Ancak ileride yapılacak çalışmalar, latrina’nın tarihlendirilmesine açıklık getirecektir. Latrina konumu gereği Akdeniz coğrafyasında ortaya çıkarılan tiyatrolar içinde izleyiciye kapalı, sadece sanatçı ve görevlilerin kullanımına açık tekil bir örnek durumundadır. Sahne binasının 1. katındaki koridor ve odalardan oluşan plan şemasının zemin ve 2. kat planlarına tam olarak nasıl yansıdığı konusunda cevaplanması gereken sorular bulunmaktadır. Bununla birlikte 1. kat koridorunun bekleneceği gibi zemin kata aynı plan özelliği ile yansıdığını ve kesme taş kemer sırasına sahip olduğunu söylemek şimdilik mümkündür. Ancak koridor kazılarında taban seviyesinde ortaya çıkan kemer izleri zemin katın konstrüksiyonu hakkında fikir edinmemizi sağlamaktadır. Zemin kat koridorunun kemerleri, 1. kat koridorunun kireç taşı plakalardan oluşan taban döşemesini taşıyor olmalıdır.
Smyrna Tiyatrosu’nun orkestra bölümünde henüz kazı çalışmalarının tamamlanmamış olması sebebiyle, yapının sahne binası ve orkestra oranları açısından Vitruvius’un öngördüğü Roma Tiyatrosu planlamasına ne denli uygun olduğu konusunda ise kesin verilere ulaşmak şu an için mümkün değildir. Vitruvius tarafından belirtilen, sahne binasının uzunluğunun orkestra çapının iki katı olması kuralına uygunluğu ancak orkestradaki kazı çalışmalarının tamamlanması ile teyit edilebilecektir[30].
Cavea’da Yürütülen Çalışmalar
Smyrna Tiyatrosu’nun cavea çapı henüz arkeolojik kazılarla teyit edilmemiş olmakla birlikte, yaklaşık 155 m olarak ölçülmüştür[31]. Ionia Bölgesi’nde yer alan diğer kentlerden Smyrna Tiyatrosu ölçülerine en yakın örnekler olarak karşımıza çıkan Ephesos Tiyatrosu’nda cavea çapının 142 m, Miletos’ta ise 139,80 m olduğu görülmektedir[32]. Bölgenin diğer kentlerine ait iyi araştırılmış yapılardan Teos Tiyatrosu’nda cavea çapı 72,30 m[33] iken, Priene’de bu ölçü 57 m’dir[34].
Sear’ın Smyrna Tiyatrosu ile ilgili verdiği katalog bilgilerine göre ima cavea 19, media cavea 21, summa cavea 23 oturma sırasından ibarettir. Kataloğa göre ima cavea ve media cavea’da 10, summa cavea’da 20 oturma dilimi (kerkides/cuneus) bulunmaktadır[35]. Bu bilgilerin aksine son kazı çalışmaları ile ima cavea’nın yedi oturma diliminden, diğer oturma kademelerinin ise 14’er dilimden oluştuğu değerlendirilmekte olup ileride yapılacak detaylı araştırmalar bu bilgileri teyit edecektir. İma cavea’da 2023 yılı itibarıyla Sear tarafından bahsedilen 19 oturma sıralı basamağa ulaşılmıştır (Resim 9).
Ionia Bölgesi’nde kazı ve araştırmaları tamamlanarak açığa çıkartılan Ephesos ve Miletos tiyatrolarının oturma sıraları ve birimlerine ait veriler, Smyrna Tiyatrosu’nu bu yapılar ile mimari açıdan karşılaştırma imkânı sunmaktadır. Ephesos Tiyatrosu’nda ima cavea 24, media cavea 22, summa cavea 21 oturma sırasından oluşmakta, ima cavea’da 11, media cavea ve summa cavea’da 22 kerkides/oturma birimi yer almaktadır[36]. Miletos Tiyatrosu’nda ise ima cavea 20, media cavea 20 ve summa cavea 20 oturma sırasından ibaret iken, ima cavea’da 5, media cavea’da 10 ve summa cavea’da 18 kerkides/oturma birimi bulunmaktadır[37].
Smyrna Tiyatrosu’nda yürütülen son dönem kazıları ile bir yandan ima cavea ve media cavea’nın doğubatı kanatlarındaki oturma sıralarına ulaşılmış, diğer yandan bu iki kademeyi birbirinden ayıran diazoma hattı da gün ışığına çıkarılmıştır. Yapının batı bölümündeki incelemelerde ise kireçtaşı oturma basamakları ile diazoma’nın yoğun tahribat nedeniyle günümüze korunarak ulaşamadığı saptanmıştır. Doğu bölümde ise 1,75-1,80 m genişliğinde, yer yer taş plaka ile döşeli olarak ortaya çıkarılmıştır. İma cavea’nın son oturma sırasını arkalıklı koltuklar sınırlamaktadır. Yaklaşık 0,40 m yüksekliğinde ve 0,80 m derinliğindeki oturma basamaklarının, yaklaşık 30 derecelik eğim ile orkestra’ya dönük olarak yerleştirildikleri tespit edilmiştir. Bu eğim açısı sel ve deprem gibi doğal olaylarda oturma sıralarının kaymasının tolere edildiği eğim olup, aynı zamanda birbirlerinin arkasından oyunları izleyen seyircilere en uygun görüş açısını da sağlamaktaydı[38].
2. ve 3. kademe oturma sıralarına yönelik kazı çalışmaları sınırlı olarak yürütülmüştür. Yürütülen kazılarda media cavea’ya ait doğu bölümde merdiven genişliği 0,90 m, basamak yükseklikleri 0,25 m, basamak derinlikleri 0,30 m olan beş basamaklı bir merdiven tespit edilmişken, batı bölümde vomitorium iyi durumda tespit edilmiştir. 3,70 m genişliğindeki kireç taşı ve kesme taştan ibaret tonoz üst örtülü (Forniks) vomitorium’un, analemma duvarındaki girişten başladığı, olasılıkla merdiven ve sahanlıklarla yükselerek yaklaşık 17 m kuzey-güney yöneliminde ilerledikten sonra bu noktadan doğuya dönerek ve 9,40 m uzanarak diazoma’ya ulaştığı görülmüştür (Resim 10). Doğu bölümdeki vomitorium kazılarına da başlanmış, ancak stylobat blokları yerinde korunmuş olarak yaklaşık 5 m derinliğinde ortaya çıkarılmıştır.
Özellikle 2. oturma kademesine yönelik kazılarda henüz yerinde korunmuş oturma sıralarına rastlanmadığı gibi, batı bölümde media cavea’nın altında uzanan vomitorium kazılarında yerinde korunmuş oturma sıraları da dağınık durumdaki birkaç blok dışında tespit edilememiştir. Bu durum, tiyatronun üst oturma kademesi kireç taşı bloklarının taş ocağı olarak kullanılıp sökülerek buradan transfer edildiklerine işaret etmektedir. Doğu bölümdeki media cavea oturma basamaklarını da in situ durumda tespit etmek mümkün olmamıştır.
Smyrna Tiyatrosu’nun İşlevsel Dönüşümü ve Geç Dönem Evreleri
Smyrna Tiyatrosu’nda son yıllarda sürdürülen kazı çalışmaları, yapının kullanım evrelerinin tespiti hakkında önemli verilere ulaşılmasını sağlamıştır. Sahne binası kazılarında ele geçen üretim artığı kandil parçaları MS 5. ve 6. yüzyıllara ait olup MS 5. yüzyıl ile birlikte tiyatronun sahne binasının farklı işlevler için kullanılmaya başlandığına işaret etmektedir. Böylece Smyrna Tiyatrosu yaklaşık altı yüz yıl sonra sanayi üretiminin gerçekleştiği bir yapıya dönüşecektir.
Tiyatronun asıl fonksiyonunu kaybetmesinin ardından, Kadifekale yamaçlarından akan toprakla bir yandan örtülürken, yukarıda da bahsedildiği gibi sahne binasında ise birtakım atölyelerin varlığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan kesin tarih verilememekle birlikte Geç Bizans ve Osmanlı Dönemlerinde yapının taş ve kireç ocağı olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu döneme ilişkin olarak Tiyatro kazılarında ele geçen dikkat çekici buluntulardan biri İzmir’i beyliğine başkent yapan Aydınoğlu Umur Bey’e (1334-1348) ait sikkedir. I. Bayezid (1389- 1402) ve II. Mehmed (1444-1446/1451-1481) sikkeleri az sayıda örnekle temsil edilirken, II. Süleyman (1687) ile birlikte Osmanlı Dönemi sikke sayılarında artış görülmekte ve Mehmed Reşad’a kadar her padişah zamanına ait çok sayıda sikke ele geçmektedir.
Yukarıda da sözü edildiği üzere, İzmir’i ziyaret eden seyyahlardan Tournefort’tan öğrendiğimize göre oturma sıraları ile sahne binasının kesme taş blokları 17. yüzyıldan itibaren Kemeraltı’nda inşa edilen bedesten ve kervansarayların inşasında kullanılmıştı[39]. Anlaşılan o ki, Geç Bizans Dönemi’nin ardından 17. yüzyılda İzmir’in büyümesi ile birlikte kentteki imar faaliyetlerinin artması da tiyatronun yapı malzemesine dönük talepleri arttırmıştır. Tiyatro kazılarında ele geçen sikkeler, bu talebin şahitliğini yapan buluntu örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tiyatro kazılarında dikkat çeken bir diğer buluntu ise birbirlerine yakın durumda tespit edilen iki iskelet olmuştur.[40] Alınan örnekler üzerinde yapılan C14 analizleri sonucunda iskeletlerin 16. yüzyıla ait oldukları tespit edilmiştir. Genç bireylere ait bu iskeletlerin buraya defnedilme nedenleri henüz netleştirilememiştir. Tiyatro alanında bu yüzyılda artan sikke sayısına rağmen iskân izlerine rastlanmamaktadır. Söz konusu dönemde taş ocağı olarak kullanıldığı değerlendirilen tiyatroda taş çıkarmaya çalışan bu kişilerin bir iş kazası sonucunda vefat etmiş olabilecekleri en yakın olasılık olarak düşünülmüştür (Resim 11).
Kentin sosyal ve kültürel faaliyet alanını tanımlayan bir hafıza mekânı olarak yüzyıllar boyunca kullanımda kalan Smyrna Tiyatrosu hakkında 17. yüzyıldan itibaren seyyahlar gözlemlerini aktarmıştır. Tiyatronun söz konusu sosyo-kültürel niteliğinin, yapı kullanım dışı kalsa da İzmirlilerin belleğinden silinmediği görülmektedir. Nitekim 19. yüzyıldan itibaren tiyatronun bulunduğu yere konutların inşasıyla birlikte, buraya yerleşen Afro-Türklerin geleneksel Dana Bayramı’nı uzun süre bu alanda kutladıkları bilinmektedir. Tiyatronun bulunduğu alanın Osmanlı Dönemi’nden itibaren ‘Temaşalık’, yani ‘eğlence yeri’ olarak adlandırılması da mekânın kimliğinin etimolojik sürekliliğe etkisine güzel bir örnek sunmaktadır.
Sonuç
Kent dokusunun en anıtsal ögelerinden olan ve MÖ 4. yüzyıl ortalarından itibaren belirli bir plan tipine ulaşan tiyatroların Roma Dönemi’ndeki biçimsel gelişim sürecinde Anadolu şehirlerindeki yapı örneklerinin barındırdığı mimari özelliklerin önemli ölçüde belirleyici olduğu kabul edilmektedir. Nitekim M. Bieber tarafından “Graeco-Roman Tiyatrolar[41]” ve H.P. Isler tarafından “Anadolu Roma Tipi Tiyatrolar[42]” başlıkları altında yapılan sınıflandırma ve tanımlamalar, tiyatro mimarisinin gelişiminde bu coğrafyanın özgün değerine ve kritik rolüne vurgu yapmaktadır. Hellen ve Roma unsurlarını bir arada barındıran, ancak batı tarzındaki tiyatro mimarisinden ayrılan uygulamalarla dikkat çeken bu karma mimari, Roma Erken İmparatorluk Dönemi’nden itibaren Yunanistan ve Anadolu’da benimsenerek kullanılmış gözükmektedir[43]. Kazı ve araştırmaların tamamlanmasıyla birlikte Smyrna Tiyatrosu hakkında net verilere ulaşılacak olup, bu çalışmada değerlendirilen veriler ışığında, yapının mimari özelliklerinin Anadolu geleneğini sürdürdüğünü söylemek şimdilik ihtiyatlı bir yaklaşım olarak mümkün görünmektedir.
Smyrna Tiyatrosu, bulunduğu alandaki modern konutlardan temizlenerek sistematik kazı çalışmalarının başladığı 2014 yılına dek teknik detaylarına dair bilgilerimizin kısıtlı olduğu bir yapı durumunda idi. Tiyatro, 20. yüzyılın başlarında İzmir’e gelerek burada araştırmalar yürüten Otto Berg ve Otto Walter tarafından verilen bilgiler ve çizilen plan ile tanınmaktaydı. Güncel arkeolojik verilerle de desteklendiği üzere Roma Dönemi tiyatrosunun, üç katlı bir sahne binası, yarım daire planlı bir orkestra ve iki diazoma ile bölünmüş üç kademeli cavea’dan meydana geldiği anlaşılmaktadır. Helenistik Dönem’den itibaren tercih edilen; hem maliyetin düşürülmesi hem de mühendislik açısından dönemin inşaat teknolojisine uygunluk sağlaması nedeniyle yamaca yaslandırılan cavea düzenlemesinin, Smyrna Tiyatrosu’nda da uygulandığı görülmektedir. Yapının konumlandırılmasında topoğrafyanın sunduğu en elverişli anakaya kitlesi seçilirken, aynı zamanda kentin kuzey-güney ve doğu-batı doğrultulu sokak ve cadde planlamasına (ızgara plan) sadık kalındığı anlaşılmaktadır[44].
Smyrna Tiyatrosu’nun özgün planı ve mimari kurgusunu açığa çıkarmayı hedefleyen arkeolojik çalışmalar devam etmektedir. Son yıllarda Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’nın da desteğiyle yürütülen kazılar kapsamında Smyrna Tiyatrosu’nun güney bölümündeki ima cavea ve media cavea’yı ayıran diazoma üzerinde kazı çalışmaları sürdürülmüştür (Resim 12). Çalışmalar sonucunda önemli miktarda moloz dolgu kaldırılmış ve böylece gelecek yıllarda yapılacak kazılara yönelik tiyatro üzerindeki toprak yükü azaltılmış, diazoma’nın ve ima cavea’nın üst sıra oturma basamaklarının ortaya çıkartılması kolaylaştırılmıştır (Resim 13).
Bu çalışmada söz edildiği gibi, günümüze dek özellikle sahne binası ve cavea’da sürdürülen çalışmalar ile birlikte ele geçen mimari elemanlar, arkeolojik ve epigrafik buluntular Helenistik Dönem’de inşa edilen tiyatroda İmparator Traianus ve İmparator Hadrianus dönemlerinde kapsamlı strüktürel müdahalelerin gerçekleştiğine işaret etmektedir. MS 5. yüzyıldan itibaren ise yapının asıl fonksiyonunu kaybettiği ve farklı işlevler için kullanılmaya başlandığı anlaşılmaktadır. Orkestra üzerindeki toprak kesitini azaltmayı hedefleyen çalışmalar hâlen sürdürülmekte olup kazı çalışmalarının tamamlanmaması sebebiyle orkestra’nın zemin niteliği ve diğer mimari detaylarına dair net verilere henüz ulaşılamamıştır. İlerleyen süreçte yapılacak çalışmalardan elde edilecek veriler ile birlikte İzmir’in kent belleğinde önemli yer tutan bu yapıya ilişkin değerli sonuçlara ulaşılması hedeflenmektedir.
EKLER

